BİR İNSAN ÖMRÜNÜ NEYE VERMELİ

05 Şub 2026 - 12:13 YAYINLANMA
İki gündür ne yapacağıma, kafamdaki yapacağım ve yazacağım tümcelere nereden başlayacağıma bir türlü karar veremedim.
     Olanları düşündüyorum, kişiyi düşünüyorum, gözümün önündenn anılar geçiyor. En az ayda bir kere nerede ise arayışını, "ne var ne yok, oralarda neler oluyor, sen nasılsın" diye başlayan konuşmaların kulaklarımda çınlıyor.
      Yakın çevremdeki bir çok kişi gibi, benim de , onun da iki derdi vardı, BİRİSİ ANTALYA, diğeri de ANKARADAKİ ANTALYALILAR.
      Bu sözler bir çok kişi için çok anlamsız ve hamaset gibi olabilir, gelebilir ama yaşayanların yaşadıkları hiç de öyle değildir.
      Bu gün için nedir bilemem ama on, on beş, yirmi yıl önceleri bir Antalyalı, Antalya dışına çok nadir olarak savrulur, giderdi.  Genelde iş, memuriyet, askerlik gibi gerekçeler ile olurken, hanımlar için ise, evlilik sebebiyle olurdu.
      Hey gidi günler, hey!..
      Hani Orhan Veli, "Beni bu güzel havalar mahvetti,/Böyle havada istifa ettim/ Evkaftaki memuriyetimden./... ... "derdi ya dizelerinde, bizim Ankara yaşamı da böyle güzel havalarda başladı, "Evkaftaki memuriyetlerimiz".
      Daha önce de sözcükler zor diziliyordu Ankara'daki bir Erol ÖCAL gibi kendini memleketine, Antalyasına adamış arkadaş, dost ve ağabeylerden söz ederken.
     Bugün de sıra sana mı gelmeliydi be sevgili Ağabeyim Süleyman SARIKAYA!..
      Onu ilk, Sağlık Bakanlığının bir binasında üst düzey yönetici olarak tanımıştım. Hem de Antalyalılar Dernek Başkanıydı. Sonra Çocuk Esirgeme Kurumu Üst düzey yöneticiliği, Başbakanlık Müşavirliği derken, siyasi yaşamın hep içindeydi ama bu kez Antalyadan Milletvekili adaylıkları başlıyordu.
     O yıllar her MV seçiminde bir şekilde memuriyetten istifa ve MV aday adaylığı, adaylığı süreçleri. 
     Her nedense O, bütün Antalyalının derdini, tasasını Ankarada üstlenir, sorunu çözer idi ama nedense Antalyalıların bu Ankarada kendilerinin, çoluk çocuklarının derdini çözen bu hemşerilerinin, yine kendi dertlerinin çözümüne derman olacak bu emeklerine sessiz kalmalarını da anlam mümkün değildi.
      Gencecik yaşında, Antalya, Antalyalı ve Antalya siyaseti için emek verip, karşısında beklediğini göremeyince GENÇ YAŞINDA KAHRINDAN ÖLEN kaç Antalyalıyı sayayım ki!..
      Bunları düşündükten sonra, bu kez de aklıma 
     "Bir insan ömrünü neye vermeli/ Harcanıp gidiyor ömür dediğin/ Yolda kalan da bir yürüyen de bir/ Harcanıp gidiyor ömür dediğin
     Yüreğim ürperir kapı çalınsa/ Esleyen yelimden hile sezerler/ Künyeler kazınır demir sandıkta/ Savrulup gidiyor ömür dediğin
     Dışı eli yakar içi de seni/ Sona eklenmeli sözün incesi/ Ayrılık gününü kör dereleri/ Bölünüp gidiyor nehir dediğin".
     Evet ya, Süleymen Ağabey, daha on beş gün önce aramıştın, neredesin, Ankaraya geleceğim diye. Yine Antalayalıyı, yıllarca başkanlığını yaptığın Antalyalılar Derneğinin bugünkü perişan halini, siyaseti, Ankaradaki Antalyalıların dururmu konuşacak, yine bir şeylere çare, birlerinin derdine derman olmayı konuşacaktık.
     Yıllar önce Yargıtay Üyesi ve Genel Sekreteri de olan Yüksek Hakim Erol Öcal'dan sonra,  bak şimdi de sen de gittin be Süleyman Ağabeyim, SÜLEYMAN SARIKAYA!..
     Dilerim gönlünce yaptırdığın KAŞ SÜTLEĞEN KÖYÜNDEKİ evinin gölgesinde huzur ile uyursun. Sen Antalyalıların kocaman bir Ulu çınarı idin, dilerin bir gün mezarının başına ulu olsun, kalsın diye bir çınar fidesi dikmek nasip olur.
      Her ölüm mutlaka kimseye yakışmaz ama bu sana hiç mi, hiç yakışmadı.
      Her şeyini Antalya, Antalyalı ve Antalya siyaseti için harcadığın, feda ettiğin yetmezmiş gibi, gözlerini de feda ettin be sevgili Ağabeyim.
      Sabah tıraş olmaya çıkıp, traştan sonra dönmek, sonra da herkese ve her şeye feda ettiğin gözlerinin ve kafanın dalgınlığına kurban gitmen; çektiğin o acı.
     Ve gittikten sonra bize yaşattığın onca acı.
     Bütün bunları anlayacak çok olmayacak biliyorum sevgili Ağabeyim, ne diyeyim ki; 
     Seni, Ankara'da yıllarca başkanlığını yaptığın, başkanlığını yaptığım ve  Deniz Baykal ve Bekir Kumbul'un sayesinde açtığımız Antalyalılar Evi'nin duvarında ki "Antalya" şiirin ile hep yaşatacağız.
     Toprağın bol, mekanın Cennet olsun sevgili Ağabeyim Süleyman SARIKAYA.
      Sana "hoşçakal" demiyeceğiz, sen hep bir şekilde Ankara'da bizimle birlikte olacak ve kalacak;
    Sütleğen'den bizi gözetleyecek, bize yol göstereceksin.
 

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: