SOSYAL DEVLETTE YURTTAŞLIK TEMEL GELİRİ ve Aile Sigortası Uygulanabilirliği
İnsanlık tarihine, sosyal ve ekonomik açıdan baktığımızda, dönemlere özgü ekonomik, sosyal ve siyasal sistemler vardır. İnsanların Sosyal Güvenlik gereksinimi ve kaygısı da bu kaygılardan çıkmış olup, insanlık tarihi kadar eskidir.
Jean-Jacoues Rousseau'nun Toplum Sözleşmesi olarak söz ettiği dönem ve ilk çitin çekilmesi ile bu sözleşmenin bozulması ve ardından da insanların güvenlik ve sosyal güvenlik kaygılarının ortaya çıkması, ilk olarak şehir devleti olsa da, günümüz anlayışında devletlerin çıkmasına neden olmuştur.
Bu sürecin sonucunda da sosyal güvenlik, evrensel bir gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. İnsanların geleceğe güvenle bakmalarını sağlayan bir İNSAN HAKKI olarak değerlendirilen SOSYAL GÜVENLİK HAKKI ise, ülkemizde de başta anayasa ve yasalarla güvence altına alınmış temel haklardan biridir.
Başlangıçta düşük gelire sahip yurttaşların malullük, yaşlılık, ölüm, analık, hastalık, iş kazası ve meslek hastalığı gibi temel sosyal risklere karşı güvence altına alınmasına odaklanılsa da , zamanla işsizlik, yokluk ve yoksulluk ön plana çıkmıştır.
“Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)” ve “Uluslararası Sosyal Güvenlik Teşkilatı (ISSA)” olarak, sosyal güvenlik kapsamının ve kavramının genişletilmesi adına uluslararası düzeyde çalışmalarını yürütmektedir. Özellikle sosyal güvenliğin kapsamının sınırlı seviyede olduğu düşük ve orta gelire sahip ülkelerde sosyal güvenliğin kapsamının genişletilmesine yönelik bir takım tavsiyeleri de içeren bu tarz çalışmalar, ülkelerin sosyal güvenliğin kapsamını genişletme girişimlerine yardımcı olmakta ve bir nevi rehber olma niteliği taşımaktadır.
Bu bağlamda, çalışmada öncelikle ILO ve ISSA’nın sosyal güvenliğin kapsamına ilişkin olarak uluslararası metinlerle ortaya koydukları kavramlar ve parametrelere yer verilmekte, Türkiye'de sosyal güvenliğin kapsamını ILO ve ISSA’nın ortaya koyduğu parametreler çerçevesinde ele alınmaktadır.
Türkiye'de son yıllarda yapılan değişiklikler göz önüne alındığında, devletin sosyal yardımlarla ilgili tüm iş ve işlemleri sivil toplum kuruluşlarına, özel sektöre ve aileye (kişilere) bırakıyor gibi bir görünüm sergilemektedir.
Bu düşünce ve eğilime rağmen devletin, kurumları aracılığı ile yaptığı harcamalarla bu alandan çekildiğini ya da böyle bir gidişatın olduğunu söylemek de mümkün değildir.
Kırsal kesimin ekonomik olarak olanaklarının giderek azalması, köyden kentlere olan göçlerin artmasına sebep olmaktadır. Bunun sonucunda da, klasik ailelerin yapısında değişimlere ve çözülmelere de sebep olmaktadır.
Ekonomide ki olumsuz gidişin sonucunda işsizlik yapısal bir sorun haline gelmiş, esnekleşen piyasa ekonomi rejimi ise çalışanların yoksulluğunun artmasına sebep olmuştur. Bu politik süreçte de sosyal yardımlar, siyasetin önemli bir argümanı haline gelmiştir.
Bu sebeple, "hayırseverlik vurgusu" ile birlikte, sosyal yardım yapan sivil toplum kuruluşlarında (vakıf-dernek) artış görülmüştür. Bunların İktidar tarafından da teşvik edilmesi sonucunda, Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğü (SYGM)’nün kurulması, kurumsallaşması ve kamu kaynaklı sosyal yardım harcamalarının artması da hep eş zamanlı gerçekleşmiştir.
Devletlerin yurttaşları, ülkelerinin yarattığı refah payından, kendilerine düşeni, istemeye başlamaları ise, son elli yıllık bir süreçtir.
"1929 Ekonomik Buhranı" ile birlikte, yeni bir devlet modeli olarak "Refah Devleti", kapitalist sistem içinde yerini almıştır. 2'inci Dünya Savaşından sonra da Avrupa Devletlerince tam anlamıyla uygulanmaya başlanılmıştır.
Sosyal Devlet ise, toplumun ekonomik sosyal refahını yükseltmek ve iyileştirmek amacıyla müdahalelerde bulunan devlet modelidir. Kökenleri çok eskilere dayanmasına rağmen, günümüzün kapitalist batılı sosyal devletleri ise, ancak 19. Yüzyılın sonlarında ortaya çıkmaya başlamışlardır.
Sosyal Devletler tarihi süreç içinde her zaman tartışılmış ise de, özellikle 1970’li yıllarda yaşanan ekonomik krizlerle birlikte, bu devletler sosyal devletten uzaklaşmaya başlayarak, Refah Devleti olmamın yolunu tutmuşlardır.
Ülkemizin Sosyal Devletten uzaklaşma süreci ise, 24 Ocak 1980 Ekonomik İstikrar kararları ile başlamıştır.
O HALDE NE YAPMALI?
Cumhuriyet tarihimize baktığımızda, ilk olarak "köy" ve "köylünün" yaşam koşullarının iyileştirilmesi için 18 Mart 1924 yılında kabul edilen, "442 sayılı KÖY KANUNU"NU görürüz.
SOSYAL DEVLETİN benzer uygulamaları, açılan fabrikaların yanında kurulan "işçi pavyonları, misafirhaneler, revir, kreş, okul, dini yapılar" olarak görürüz.
MESLEK HASTALIKLARI ve ANALIK ile ilgili geleneksel yapı ve uygulamaların dışında yasal güvenceli süreci, 27 Haziran 1945'de çıkarılan MESLEK HASTALIKLARI VE ANALIK SİGORTALARI KANUNUNDA görmekteyiz.
Kamuda "Devlet Memuru" olarak çalışanların emeklilik süreçlerinin güvence altına alınması ise, 8 Haziran 1949 yılında kabul edilip, "1 Ocak 1950" tarihinden itibaren yürürlüğe giren "TC Emekli Sandığı Kanunu" ve TC Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü ile görürüz.
Toplumun önemli bir kesimini temsil eden "Esnaf ve Sanatkarlar" ile "Bağımsız Çalışan"ların Sosyal Güvenlikleri 1479 sayılı SOSYAL SİGORTALAR KANUNU, kurumsal olarak BAĞ-KUR, 2 Ağustos 1971 yılında kurulmuş ve Devletin Bütçe Uygulaması ile 1 Ocak 1972'de yürürlüğe girmiştir.
BAĞ-KUR sosyal güvenlik sistemine bağlı olarak da ilk emeklilik işlemleri 1 Ocak 1986 yılında başlamıştır.
EV KADINLARININ bu kapsamda sosyal güvenlik çatısı altına alınması ise, 4 Mayıs 1979 yılında 2229 sayılı kanun ile sağlanmıştır.
TARIM İŞÇİLERİ ise 1983 yılında 2925, TARIMDA KENDİ ADINA ÇALIŞANLAR da 2926 sayılı yasa ile yasal olarak sosyal güvenlik kapsamına alınmıştır.
SOSYAL GÜVENLİK ile ilgili olarak 1961 Anayasasının 48. maddesinde tanımlanan hükümlere benzer hükümler;
1982 Anayasasının SOSYAL GÜVENLİK başlıklı 60. maddesinde de:
"HERKES SOSYAL GÜVENLİK HAKKINA SAHİPTİR. DEVLET BU GÜVENLİĞİ SAĞLAYACAK GEREKLİ TEDBİRLERİ ALIR VE TEŞKİLATI KURAR" demektedir.
1961 Anayasası ile SOSYAL DEVLET uygulamaları öne çıkartılırken,
2002 yılından itibaren sosyal devlet uygulamaları, yerini LİBERAL PİYASACI uygulamalar ile, bu kapsamdaki SOSYAL GÜVENLİK uygulamaları, PİYASA EKONOMİSİNİN insafına bırakılmıştır.
DEVLET GİDERLERİNİ NASIL KARŞILAR
Devletin en önemli kaynağı, İNSAN KAYNAĞIDIR.
Devletlerin yasal olarak iki tür gelir kaynağı olup, bunlar VERGİLER ve VERGİ DIŞI gelir kaynaklarıdır.
Özelleştirme ve kamu mal ve kaynaklarının satışından elde edilen gelirlerin dışında, özellikle KDV ve ÖTV'den sağlanan gelirler, kamunun birçok alanda yerinde yapacağı yatırım ve hizmetlerin finansmanında da kullanılabilecektir.
Burada sorun, bütçeyi yönetecek iktidarların, bu kaynakları hangi toplum kesimleri lehine kullanıp, kullanmayacaklarındadır.
Yurttaşların her türlü çalışmaları ile Ülkenin gelişmesine, kalkınmasına ve büyümesine koydukları katkı sonucunda oluşan devletin gelir artışı, yine yurttaşların daha iyi yaşamaları için devletin gelirlerinden transfer ettiği REFAH PAYI uygulamasıdır.
Bütün bunlar ışığında, devletin bütçe uygulamalarına ve önceliklerine bakınca, SOSYAL DEVLETİN inşası için, kamu kaynaklarının doğru yönde ve yerde kullanılması yeterlidir.
Ayrıca, DEVLET-YURTTAŞ ilişkileri de önemli bir başlıktır.
Yurttaşın Devlete vergi vermek, askerlik yapmak gibi görevlerinin yanında,
Devletin de Yurttaşa karşı görev ve sorumlulukları vardır.
SOSYAL DEVLETİN İNŞASI için YURTTAŞ DAYANIŞMASI ve YURTTAŞLIK PAYI UYGULAMASI NASIL YAPILMALIDIR!..
Özellikle son yıllarda hem ülkenin hem de dünya ekonomik sisteminin yaşadığı ekonomik sorunlar nedeniyle, birçok toplum kesimi "dezavantajlı" duruma düşmüştür.
Ailelerin yanında gençlerde de işsizlik oranında artışlar olmuştur. İşsiz gençler, işsizliğin 1/4'ü temsil ederken, bunların 2/3'de genç kadınlardan oluşmaktadır.
Yine işsiz gençlerin 1/4'de, EĞİTİMLİ İŞSİZLERDİR.
Ayrıca bu açıdan bakıldığında, toplumun %65'inin klasik aile yapısına sahip olduğunu görürüz. O yüzden de değişen ve dönüşen sürece bakarak da "AİLE" TANIMININ yerli yerine oturtulması gerekmektedir.
Bu tür bir projenin iki ayağı olmalıdır.
İlki, AİLELER için, KADININ ÖNCELENDİĞİ "AİLE DAYANIŞMASI PROJESİ".
İkincisi, GENÇLERİN ÖNCELENDİĞİ "PROJE +18 CUMHURİYET PROJESİ"
YURTTAŞLIK TEMEL GELİR ve AİLE DAYANIŞMASI
Aile, toplumun temel yapı taşıdır. Bu bağlamda öncelenmesi gerekmektedir. Burada da ailenin iç düzen ve huzurunun sağlanması için de Aile içinde KADININ ÖNCELENMESİ gerekmektedir.
Çağlar, dönemler, devirler değişip dönüşürken, ailenin durağan kalması beklenmemelidir. İstem dışında olsa da o da değişip, dönüşecektir.
Geçmişten günümüze aile yapılarına bir göz atacak olursak:
Kadının, toplumda oluşan sosyal ve ekonomik süreçlerin sonucunda DEZAVANTAJLI KESİME doğru hızla sürüklenmekte olduğunu görürüz.
KADINLIK ve ANALIK OLGUSU, kadına toplumda önemli bir rol yüklemiştir.
Toplumun demografik yapısı:
Günümüzde klasik hane halkı sayısı 23 milyonun üstündedir.
Bunlardan, %65'i klasik aile iken,
%15'i birlikte yaşayan insanlardan, %17'si, tek başına yaşayanlardan ve %3'ü de ailesiz olarak yaşamaktadır.
Ayrıca, aile yapısı açısından, Kent ve Kır dengesine de bakmak gerekecektir.
Günümüzde kent-kır dengesi %92+8 oranındadır.
Kırsaldan kentlere göç artmış, çarpık kentleşme büyük sorun olmuştur.
Özellikle, ülkenin bazı bölgelerinden büyük kentlere ve turizm yörelerine göçler artmış, bu da çarpık kentleşme ile GETTOLAŞMAYA yol açmıştır.
15 Yaş üstü aktif nüfus 65 milyona dayanmış, bunun ancak yarısı sayılabilecek bir rakam ile, istihdam edilen işgücü sayısı 25 ile 35 milyon arasında bulunmaktadır.
5 Milyonu aşan işsizler ordusunun 1/3'üne yakını genç işsizlerdir.
Özellikle iktidarın ve sermaye kesiminin göz yumduğu, teşvik ettiği göçmen işçilik konusu ise başlı başına bir sosyal ve ekonomik sorundur.
İş bulup çalışamayan, bir şekilde engelleri olan dezavantajlı kesimlerin yaşadığı sorunların çözümü, SOSYAL DEVLETİN GÖREVİDİR.
BU AÇIDAN BAKILDIĞINDA,
Geçmiş yıllarda yaptığımız çalışmalarda, ailelere aile yardımı çerçevesinde, projeler üretilmiştir. Ancak, günün ekonomik koşulları gereği, bu projelerin GÜNCELLEMEK gerekti.
O yüzden, SOSYAL DEVLET kapsamında ailelere ayrım yapmaksızın, ülkenin refah payından bir pay dağıtılması, her yurttaşa bir YURTTAŞLIK TEMEL GELİRİ oluşturulması, yeniden planlanacaktır.
Günümüz koşullarında ailelerin BÖLGELER, EKONOMİK ve SOSYAL YAPILARI gereği yeniden gözden geçirilmiştır.
Bu bağlamda da, ilk aşamada en dezavantajlı ailelerden başlamak üzere, zamanla tüm aileleri kapsayacak bir SOSYAL DEVLET projesinin başlatılması planlanmıştır.
Bu planlama ve değerlendirmeler,
...... ...... ...... , kurumlarınca yapılacaktır.
"Yurttaşlık Temel Geliri" kapsamında oluşturulacak aile gelirlerinin, ailenin refah içinde yaşamasını sağlamak önceliği olsa da, aileleri üretime teşvik etmek için kullanılması teşvik edilecektir.
Hazırlanacak projeler ile, ülke pilot bölgelere ayrılacak ve her bölgenin kendine özgü konum ve koşulları gereğince, kamunun tüm kurumlarının olanakları seferber edilerek ailelerin ve bireylerinin üretimin içine çekilmeye çalışılacaktır.
Aile değerlendirme birimi (?)
Aile yardımlarını koordine etme birimi (?)
Aile bireylerini analiz etme ve istihdama yönlendirme birimi (?)
Üretilen ürünlerin kamu kurumları (belediye, okullar, üniversiteler, kantinler, şehir merkezi vb satış yerleri) eşgüdümünde oluşturulacak satış yerlerinde satışı ve elde edilen gelirin ailelere pay edilmesi
Üretime teşvik edilip, üretim sağlanan ailelere ödenen "Yurttaşlık Temel Geliri" payı ise, diğer dezavantajı kesimlerin refah düzeylerinin gelişmesine ve daha çok kesime ulaşılmasına olanak verecektir.
Özellikle son yıllarda binlerce dernek, vakıf, cemaat ve tarikatın himayesine ve insafına bırakılan yardım organizasyonları; yurttaşların, YURTTAŞLIK bilincinin kaybolmasına sebep olmaktadır.
BU UYGULAMA İLE ÜLKEDE YURTTAŞLIK BİLİNCİNİN ARTIRILMASI ve SOSYAL DEVLETİN İNŞASI SAĞLANACAKTIR.
GENÇLERİN ÖNCELENDİĞİ "PROJE +18 CUMHURİYET PROJESİ" uygulaması.
Bu uygulama ile hedef +18 Yaş Gençliğidir.
Uygulama genel anlamda, her doğan genç için bir hesap açılması ve buna devletin belirlenecek bir miktarda parayı, bu hesaba yatırması ile başlanacaktır.
Eğitimin zorunlu tutulduğu ikinci uygulama ise, gencin ORTAOKUL son sınıfa geçmesi ile başlayacaktır.
Gencin ortaokul son sınıfa geçmesi ile, okul yönetimi, okul rehber öğretmeni, aile birliği, danışmanlık hizmet yardımı alınabilecek kamu ya da gönüllü kuruluşlardan il merkezinde bir birim ve ilçelerde de temsilcilik bağlamında GENÇLİK VERİ MERKEZLERİ (GençVeriM) oluşturulacaktır.
Gençlik Veri Merkezlerinde toplanan gençlere ilişkin veriler, GENÇLİK TEŞVİK MERKEZLERİNDE (GençTem) değerlendirilecek. Ortaokul son sınıf bitmeden, GençTeM temsilcileri aracılığı ile, genç ve ailesi ile görüşülerek gencin yaşama hazırlık süresi olarak düşünülen Lise eğitim programı belirlenmeye çalışılacaktır.
Bu programlar başlangıçta mevcut lise eğitim sistemi içinde bulunan eğitim programları ile sınırlı olacak iken, zamanla çağın ve yöresinin özelliklerine göre çeşitlilik gösterecektir.
Lise eğitim programını tamamlayan genç için bu kez GençTeM, üniversite önerisi raporunu hazırlayacaktır.
Bu süreçleri tamamlayan gençlerin, kurulacak GENÇLİK BANKASI (GençBanK)'ında açılan banka hesaplarına, o yıla kadar biriken paraları yatırılacaktır.
GençBank yönetimi de, burada toplanan paraları, en rasyonel yöntem ve fonlar ile yönetecektir.
Her iki süreçte oluşan bilgi ve belgeler ile oluşan kurumlar, süreci Devlet, sivil toplum kuruluşları koordinasyonunda birlikte yürüyeceklerdir.