TÜRKİYE’DE KAYIP 1,5 MARMARA DENİZİ’Nİ AŞTI

Türkiye’de son 60 yılda yaklaşık 2 milyon hektar sulak alan yok oldu. Bu kayıp, Marmara Denizi’nin 1,5 katı büyüklüğünde bir alanı ifade ediyor. Uzmanlara göre sulak alan kayıpları kuraklık riskini artırıyor, biyoçeşitliliği zayıflatıyor ve iklim değişikliğiyle mücadeleyi sekteye uğratıyor.

02 Şub 2026 - 11:48 YAYINLANMA
736 GÖSTERİM
TÜRKİYE’DE KAYIP 1,5 MARMARA DENİZİ’Nİ AŞTI

Her yıl 2 Şubat’ta kutlanan Dünya Sulak Alanlar Günü, sulak alanların korunmasına yönelik farkındalığı artırmayı amaçlıyor. 1997’den bu yana anılan gün, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 30 Ağustos 2021 tarihli kararıyla resmen “Dünya Sulak Alanlar Günü” olarak kabul edildi.

Temeli 2 Şubat 1971’de İran’ın Ramsar kentinde imzalanan Ramsar Sözleşmesi’ne dayanan süreçte, sulak alanların korunması küresel bir sorumluluk olarak tanımlandı. Bugün 172 ülke sözleşmeye taraf. Türkiye ise 1994’ten bu yana sözleşme kapsamında 14 Ramsar Alanı’na sahip.

“SULAK ALANLAR, İNSANLIK TARİHİYLE İÇ İÇE”

Doğa Derneği Koruma Programı Koordinatörü Şafak Arslan, bu yılın temasının “kültürel miras ve geleneksel bilgi” olduğunu belirterek, sulak alanların insanlık tarihindeki yerine dikkat çekti.
“İnsanlar yerleşik hayata geçtiğinden bu yana suyun olduğu yerleri tercih etti. Sulak alanlarla insanlar arasında tarihsel bir birlikte gelişim var” dedi.

Arslan, sulak alanların yalnızca doğal değil, aynı zamanda kültürel miras alanları olduğuna vurgu yaparak, nesiller boyunca aktarılan geleneksel üretim bilgileri kayboldukça sulak alanların da hızla yok olduğunu söyledi.

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİYLE MÜCADELEDE KRİTİK ROL

Sulak alanların ormanlar ve okyanuslar gibi karbon yutak alanları olduğuna dikkat çeken Arslan, özellikle turbalıkların çok yüksek karbon tutma kapasitesine sahip olduğunu vurguladı.
“Bu alanlar atmosfere salınan fazla karbonu tutarak iklim değişikliğinin etkilerini azaltıyor” dedi.

KURAKLIKLA DOĞRUDAN BAĞLANTILI

Sulak alan kayıplarının kuraklık riskini doğrudan artırdığını belirten Arslan, yeraltı sularının plansız ve yasa dışı çekilmesinin bu süreci hızlandırdığını ifade etti.
“Sulak alanlar yok olduğunda su döngüsü bozuluyor, obruklar oluşuyor ve kalıcı çevresel hasarlar ortaya çıkıyor” diye konuştu.

BİYOÇEŞİTLİLİK VE GÖÇMEN KUŞLAR TEHLİKEDE

Sulak alanların; deltalar, göller, ıslak çayırlar, nehirler ve taşkın alanlarını kapsadığını belirten Arslan, bu alanların su kuşları, yusufçuklar, endemik bitkiler ve pek çok hassas tür için hayati önemde olduğunu söyledi.

Özellikle göçmen kuşların, sulak alanlar olmadan yaşamlarını sürdüremeyeceğini ifade eden Arslan, “Göç rotalarındaki sulak alanların kaybı, kuş ölümlerine kadar varan zincirleme etkilere yol açıyor” dedi.

RAKAMLAR ALARM VERİYOR

Dünya genelinde 1900’lerden bu yana sulak alanların yüzde 50’si yok oldu.
Akdeniz Havzası’nda bu oran yüzde 56’ya ulaştı.

Türkiye özelinde ise son 60 yılda kaybedilen sulak alanların yüzölçümü 2 milyon hektara, yani yaklaşık 1,5 Marmara Denizi büyüklüğüne çıktı.
Konya Kapalı Havzası, Tuz Gölü ve Göller Yöresi’ndeki birçok sulak alan ya tamamen kurudu ya da ciddi biçimde küçüldü.

ASIL NEDEN: TARIMSAL SULAMA

Arslan, sulak alan kayıplarının temel nedeninin tarımsal sulama olduğunu belirterek, kullanılabilir suyun yaklaşık yüzde 80’inin tarımda harcandığını vurguladı.
Vahşi sulama yöntemleri ve bölgeye uygun olmayan ürün desenleri, sulak alanları hızla yok ederken, iklim değişikliği bu süreci daha da hızlandırıyor.

SADECE KORUMA YETMEZ, RESTORASYON ŞART

Sulak alanların artık yalnızca korunmasının yeterli olmadığını belirten Arslan, restorasyon çalışmalarının zorunlu hale geldiğini söyledi.
“Bu alanların eski haline döndürülmesi gerekiyor. Kadim ve geleneksel bilginin yeniden sahaya yansıtılması çok önemli” dedi.

Arslan, kamu kurumları, yerel yönetimler, sivil toplum ve akademinin birlikte hareket etmesi halinde sulak alanların korunabileceğini ve yeniden canlandırılabileceğini vurguladı.

 

Kaynak :
Haber Merkezi

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: