İNSANI NE TANIMLAR

23 Şub 2026 - 19:21 YAYINLANMA

Doğa, bütün canlılar için olduğu gibi, insanı da adil yaratmamıştır ve adil de yaşatmamaktadır ama sorun doğanın sorunu değildir, sorun canlıların, özelde de insanın ya da insanlığın sorunudur.

Neden mi?

Yanıtı karmaşık ve uzun olsa da, yine de birkaç tümce ile tanımlamak insana, insanoğluna kalmıştır.

Herkes doğduğu yere ve çevreye göre bir yaşam sürer. Bu yaşanılan doğal, aile ve sosyal çevredir.

Bilgi, kişinin gördüğü, yaşadığı ve edindiği şeylerdir.

Çok basit; adını hiç duymadığı bir şeyi ilk defa duyan bir insan ne hisseder? Hiç!

Bu ilk defa duyduğu şeyler hakkında bir bilgisi olmaya başlayınca, bu kez usunda bir imaj oluşur ve onun ile yaşamaya başlar.

Örneğin, yaşamında hiç deniz görmemiş bir kişi için deniz, anlatılan şeylerden ibarettir. Bu bir görsele dayandı ise, bu o görselde gördüğü ve kafasında oluştuğu şeyler kadar ve gibidir.

Gündelik yaşamda da, sosyal yaşamda da insanlara ne gösterilir, ne ile ve ne kadar eğitilirler ise, bilgi ve düşünceleri de o kadar ve onun gibi olur.

O yüzden siyasiler ve yöneticiler yapmak istediklerini bu durum üzerine inşa ederler.

Anadolu’da da bunu özetleyen çok güzel özlü sözler vardır:
"Uyandırma kerizi, bulandırır denizi!"

Son zamanlarda herkesin sanal ortamdan ya da yaşadığı çevreden edindiği, doğruluğunu ya da yanlışlığını sorgulamadığı o kadar çok söz ve söylem vardır ki…

Örnek; bir TV kanalından duyduğu, gördüğü şeyleri sorgulamadan kabul eden o kadar çok kişi vardır ki… Hele özellikle son yıllarda kaynağı az kişi ve kesimlerce bilinen tarikat ve cemaatlerin yetiştirdiği hocaların “Cuma vaazları”nda anlattıkları birçok şey, sıradan ve masum kişilerce sorgulanmadan inanılmakta, kabul edilmekte, hatta günlük yaşamda bile uygulanmaktadır.

Hocanın okuması, üfürmesinden tutun da deve sidiğinin şifasına kadar say say bitmez.

Bu yüzden aileden başlayarak eğitim çok önemlidir. Hatta bir toplumu, milleti ve devleti ayakta tutacak ya da yok edecek kadar önemlidir.

Unutmayın; bundan on, yirmi hatta kırk elli yıl önce bazı Afrika (Libya), Ortadoğu (Irak, Suriye) gibi ülkelerin yöneticilerini taşlayan insanlar, bugün onları ve baskıcı olsa da rejimlerini arar oldular.

Atatürk döneminde Afganistan Kralı Emanullah Han, Cumhuriyet değerlerini benimsemiş ve ülkenin çağdaşlaşması için çaba göstermiştir. Ülke 1973’te Cumhuriyeti ilan etmiş, 1978’de Sovyet güdümlü bir yönetime yönelmiş, 1995-96 yıllarında Taliban yönetimi hâkim olmuş, 2025 yılında ise şeriat ilan edilerek elde edilen birçok hak yok sayılmıştır. Uluslararası basında yer alan görüntüler, ülkede köle pazarlarının dahi kurulduğunu göstermektedir.

Demokrasi ve Cumhuriyetin olanaklarını kullanıp bu değerlere saldıranların çoğalması ve bunu hoş görenlerin artması tesadüf değildir.

Aileden okula kadar her yerde eğitim ve terbiyenin zayıflaması cehaletin artmasına neden olmuş; cehaletin kimlerin işine yaradığı ise ortadadır.

Bu yüzden insanın biyolojik olarak var olması önemli değildir. Günümüzde insanın ve insanlığın varlığı eğitime bağlıdır.

Artık insan, eğitildiği kadar insandır.

Tolstoy’un ünlü sözü gibi:
“İnsan acı duyabiliyorsa canlıdır, başkasının acısını duyabiliyorsa insandır.”

İşte insanı fiziksel varlığı değil; toplum, devlet ve millet için ne anlam ifade ettiği tanımlamaktadır.

Osmanoğlu Beyliği’nin kurucusu Osman Gazi’nin kayınbabası ve hocası, Osmanlı Devleti’nin fikir babası Şeyh Edebali’nin insan için söylediği söz de çok önemlidir:
“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın!”

Toplum olarak da, millet olarak da, devlet olarak da bir şeyin farkına varmamızın zamanı gelmektedir.

Yüz yıldan fazla bir ömrü olan bu devletin ve yurttaşlarının elbette sorunları vardır, olmuştur ve olacaktır. Ama bunun çözümü toplumsal bilinç ve yurttaş sorumluluğu ile olmalıdır.

Etnik ya da inançsal ayrıcalıklarla nereye varılır?

Bu ülkeyi etnik olarak bölmeye çalışmak kimin işine yarayacaktır?

Bu Devlet ve Cumhuriyet çok kolay kurulmamıştır.

Etnik ve inanç ayrımı yapılmadan millet tanımı birçok ülkeye örnek olacak şekilde yapılmıştır:

“TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ KURAN TÜRKİYE HALKINA TÜRK MİLLETİ DENİLİR.”

Bunun gerisinde etnik olarak söylenen her şey emperyalizme hizmetten öteye geçmez.

O halde ülkedeki sorunlara yokluk ve yoksulluk bağlamında, sınıfsal ve eşitlikçi bir perspektifle bakmak gerekir.

Ülkedeki EMEK – SERMAYE çelişkisini giderecek çözümler üretmek yerine, tartışmaların etnik zemine çekilmesi,

ÜLKE İÇİN HAYRA ALAMET DEĞİLDİR.

 

YORUMLAR

Maksimum karakter sayısına ulaştınız.

Kalan karakter: