DÜŞÜNCE DÜŞÜNCE Mİ ÖĞRENİLİR
30 Nis 2026 - 08:23
YAYINLANMA
1067
GÖSTERİM
Descartes, der ki "DÜŞÜNÜYORDUM ÖYLEYSE VARIM". Kesin bir bilgiye ulaşmak, ilk önce her şeyden şüphe etmekle başlar. çünkü şüphe etmek, kapsamlı bir düşünme eylemidir.
Çağdaş insan varlığını ve özünü, akıl ve düşünme üzerine kurmalıdır; bu da rasyonalist bir felsefi bilgi ve yaklaşım ile olur.
Bu gün konuşulan diller, insan topluluklarının yüzyıllar boyunca yarattıkları bir sürecin sonucunda oluşmuşlardır.
İnsan konuştuğu dilin anlaşılması için, ilk başta bir eğitim ve öğrenime gereksinim duyar; anadil aileden başlayıp eğitim ile olursa da, bir başka dil ise eğitim yaşam yerleri ve çevre ile olur.
Anadilin önemi, öğrenilen koşullar ve düşünce sistematiğinin beyinde oluşması ile ayrıcalıklıdır. Çünkü aile, yeni doğan çocuğuna dilini sözcükler ile öğretmeye başlar, hareketler ve tavırlar ile de sözcükler bir anlam kazanır.
Bu öğrenme, zamanla beyin ve bütün vücutta bir karşılık bulur.
Kişilerin aileden öğrendiği "Anadili" ile daha sonra öğrendiği yeni bir dilin algılamasındaki fark da, sözcüklerin beyinde oluşturdukları anlam ve karşılıklar ile ilgilidir.
O yüzdendir, bazı kişilerin konuşmasının çok anlamlı olması, bazılarının ise içtenlikten uzak olması bu süreçlerin sağlıklı yaşanıp, yaşanmaması ile de ilgilidir, sadece ağızdan çıkan sözcükler her konuşanda bir anlam taşımaz.
Son zamanlarda yapay zeka robotlarınca okunan bir metin ile, okuduğu sözcüklerin anlamını bilen ve vurguları ile okuyan bir kişinin anlaşılması, dinlenmesi o kadar çok farklıdır ki.
İletişim bu şekillerde olduğu gibi, düşünce açısından da böyledir. İnsanı çok özel bir yere koyarak, diğer canlılara bakar isek, onlarda gördükleri ve duydukları ile beyinlerinde yaratıkları imajlar ile öğrenmenin olduğunu görür ve çıkardıkları sesler ile de bir anlam veririz.
İnsanda düşünce soyut bir nesnenin algılanması ile oluşurken, algı somut bir nesnenin zihindeki yansıması ile oluşur; düşüncenin tek başına bir anlam taşımaması, beyinde somut bir algı yaratılmaması ilgilidir.
Son zamanlarda gerek pandemi, gerekse de bazı özel nedenlerden dolayı uzun süredir Ankara-Kızılay'da dilediğim gibi boydan boya bir yürüyüş yapamadım. Bugün Kızılay meydanından Bakanlıklara, Meclise, Tunalıya kadar yürüyünce o kadar çok şaşkınlık yaşadım ki, anlatamam.
Yaşadığım bu şaşkınlığın sebebi, benim bazı şeyleri fark etmem de olabilir, dünyada ve ülkedeki yeni bir sürecin soruncu da olabilir.
Eskiden Kızılay ve çevresinde takım elbiseli, sakal traşlı, iskarpin ayakkabılı erkekler ile hanım hanımcık giyimli, bakımlı saçlı ve abartısız makyajlı kadınlar, kızlar olurdu.
Şimdi ise, garip sakallı, giysili ve vücutlarının görünen yerleri dövmeli garip kılıklı erkekler ile, tesettürlüsü de, moderni de garip ve uçuk giyimli, makyajlı kadınlar, kızlar yollara dökülmüş olmasına şaşırdım; o güzelim caddeler, bulvarlar kirlenmiş hissetim.
Hani Oktay Akbal yıllar önce, "önce ekmekler bozuldu, sonra da her şey" demişti ya, bu bende çoğu zaman fantastik düşünce ilken, şimdi sokakları kaplayan bir yaşam biçimini görünce, düşünce, bilgi ve algının ne enteresan şeyler olduğunu düşündüm.
Eskiden her şehrin bir kültürü ve insanın da bir yaşam biçimi vardı, şimdi mi?
Yetmişli, seksenli yıllarda köyden kente göçler, gecekondu mahallelerini yaratmış ve kenar mahalleler oluşmuştu ama oradan merkeze gelenlerde bir özen, intizam olurdu.
Ya şimdi, Afrika'dan gelen bir ayrı, Afganistan'dan, Suriye'den, Rusya, Ukrayna'dan gelen bir ayrı giyinir ve davranır olmuş.
Cumhuriyetin yaratmaya çalıştığı "Çağdaş uygarlık seviyesine ulaşma" hedefi artık bir hayal olmuş. Afrika, Afganistan, Suriye'de ne var ise hepsi ülkemize, hele başkentimize taşınmış.
Bunları düşünemezdik ama gözlerimiz ile görüp algılayınca gidişatın ne kötü olduğunu görmemek, fark etmemek için ne olmak gerekir siz karar verin, diyeceğim var ama yine de düşünmenin bir yolunu bulsak, azıcık eğitimini alsak iyi olacak gibi; yoksa herkes neye gark olacağının ve neresine kadar neye gömüleceğinin farkında değil gibi.
Var olmak istiyorsak azıcık düşünsek, azıcık öğrensek, azıcık dünyada neler oldu, olmuş onları öğrensek, bu gaflet uykusundan uyanır mıyız!..